Oda kıpır kıpırdı, Ena Sweet’in o teni parlıyordu; Juan Lucho’nun gözleri amcığına kitlenmişti. Madrid’in loş ışıkları altında, ihanetin yarattığı gerilim birden dönüp yandı alev alev bir sikişe. Juan, defalarca yediği darbenin acısını çıkarırcasına vuruyordu köklüğünü ena’nın nefis amcığına. Ena ise dişlerini sıkarak dayanıyordu ama bedenindeki her kas sevinçten kasılıyor gibiydi. Yavaş yavaş sertleşen ritim, her dayamada daha da derinlere iniyor, ena’nın dar amını paramparça ediyordu.
Odanın havası yapış yapıştı; ter kokusu ve istek birbirine karışmıştı. Ena’nın nefesi kesiliyor, inlemeleri üst üste biniyordu. Juan, avuçlarıyla ena’nın kalçalarını sıkarken, “Biliyorum, beni nasıl özledin,” diye hırlıyordu ağzından çıkan kelimeler kadar sert ve hakimdi hareketlerine. Ena ise başını geriye atıp bütün benliğiyle inliyordu; sanki içindeki yangını söndürecek tek şey bu kör kökleme idi.
Juan’ın elleri ena’nın vücudunda geziniyor, göğüslerini kavrıyor, memelerini sertçe sıkıp damarlarına kan pompalıyordu. Ena kendini kaptırmıştı o anın büyüsüne; kırılan sınırlar, unutulan sözler önemli değildi artık. Her vurgu daha hızlıydı, daha gürültülüydü. Amcığın içine giren yarak her kadar acı verse de hazla karışık yeni bir bağımlılık yaratıyordu onda.
Nihayet Juan’mın kökü zirveye yaklaşıyor, nefesi kesilmişti. Ena’nın amına en son kopuşu bırakacakken tüm gücüyle dipten vurdu; sıcak boşalımı ena’nın dar deliğine dolarken oda yankılanıyordu amk seslerinden… Ena toprağı delip geçecek gibi yaylıyordu ısrarla ve o an ikisi de tüm yükü attılar üstlerinden: ihanetin pişmanlığı değil artık sadece delice ve kirli bir sikiş vardı ortada; bitmek bilmez bir arzuyla devam eden…