Madrid’in sıcak asfaltına tutunmuşken, Anita Berlusconi’nin gözlerindeki korku ve arzu birbirine karışıyordu. Yol kenarında durduğunda, baştan çıkarıcı bakışlarını saklayamayan folloş ona yaklaşmak için fırsat kolluyordu. Anita’nın ince beli ve yuvarlak kalçaları, üstündeki ince kıyafetin altında davetkar bir şekilde belirirken, adamın içi sızlamaya başlamıştı. Aniden kapılan o ilkel istekle, çıplak ellerini üzerinde gezdirip sakso yapmaya başladı. Anita ise kaçacak yer arar gibi titrerken, yakaladığı her fırsatta amcığını çıkarmaya devam etti.
Adamın yarak kokusu gittikçe keskinleşirken, Anita’nın dili yumuşacık amını yalayıp çekmeye başladı. Her hareketinde daha da derinleşen dominasyon hissiyle adam sertleşip kadıncağızın boğazına kadar iniyordu. Kadının gözleri yaşlarla doldu ama teslim olmuştu; artık sadece köklenmek istiyordu. Taşın dibine yatırdığı yerde kadının çırılçıplak tenini kaşıyarak amcığını yerleştirdiğinde, ilk defa sert ve hızlı gavur gibi dayanmaya başladı.
Anita’nın minicik amcığı bu devasa yaraka alışamadı ama bedeninin her hücresi bunu istiyordu. Kaba hareketlerle gırtlağına kadar sokulan yarak onu içeriden parçalıyor, acı ile haz arasında gidip geliyordu. Kadının nefesi kesildiği anlarda adam hızını artırıyor, daha sert köklüyor ve amcığın içine boşalmadan duramıyordu. Sanki cehennemin ta kendisindelerdi; yerde sıkıştırılmış bu iki bedenin arasından yükselen sesler etrafı inletiyordu.
Sonunda adam tüm gücüyle birkaç kez daha bastırıp inlemeye başladığında, yatağın üstünde açıklanamaz bir sıvı patlaması yaşandı. Anita son damlasına kadar ağzıyla emdiği yarakten zevk alırken delice sarsılıyordu; kusursuz bir kontrollü vahşilik içindeydiler. Amcığında bıraktığı sıvıyla canavar gibi boşalan adam yorgun ama tatmin olmuştu; bu yol kenarı keşfi ikisinin de hayatında unutulmaz bir manga bırakmıştı.